küçük gezgin, büyük hayaller ✨
11 yaşında, 15'ten fazla ülke, sayısız anı. Her yeni yer yeni bir hikaye, her yolculuk yeni bir macera...
Merhaba! Ben Belis, 11 yaşındayım ve gezmeyi hayatımın en büyük tutkusu olarak görüyorum. Yeni yerler keşfetmek, o yerin yemeklerini tatmak ve tarihini öğrenmek benim için en büyük zevk!
Şimdiye kadar 15'ten fazla ülke gezdim — ve her birinde aklımda kalan muhteşem anılar var. Tarihe bayılıyorum; özellikle antik uygarlıklar, savaşlar ve büyük imparatorluklar hakkındaki bilgilerimle büyüklerimi bile şaşırtıyorum!
Gurme turlar yapmak da büyük tutkum — her şehrin sokak lezzetlerinden michelin yıldızlı restoranlarına kadar her şeyi merak ediyorum. Ve evet, kayak da yapıyorum! 🎿
Her ülkede bir hikaye, her şehirde bir anı bıraktım. İşte kendi dilimle gezdiğim yerler...
Kitaplarda okuduğum her şeyi gözlerimle gördüm! Roma'da Kolezyum'un önünde durduğumda gerçekten ağzım açık kaldı — gladyatörlerin orada savaştığını düşündüm ve tüylerim diken diken oldu. Trevi Çeşmesi'ne bozukluk attım ve bir dilekte bulundum (geri dönmek istedim, tabii!). Vatikan'daki Sistine Şapeli'nin tavanına o kadar uzun baktım ki boynun ağrıdı ama değdi!
New York'ta ilk kez gece olunca Times Square'e gittik — her yeri ışıl ışıl, dev ekranlar, müzikler... Ağzım açık kaldı! Doğa tarihi müzesinde dinozor iskeletlerinin önünde o kadar uzun durdum ki anne sıkıldı ama ben bırakmak istemedim. Smithsonian'da uzay roketi gördüm ve astronot olmayı düşündüm (sadece birkaç dakika 😄). Disney World'de Indiana Jones ve Harry Potter dünyasına girince kendimi filmde zannettim!
Piramitlerin önüne geçince gerçekten inanamadım! Bunları insanlar yaptı mı? O devasa taşları? Okulda öğrendiğim her şey birden gözlerimde canlandı. Sfenks'in yanında fotoğraf çektirirken "ben tarih kitabındayım" dedim. Kahire Müzesi'nde Tutankamon'un maskesi karşısında neredeyse ağlayacaktım — bu kadar yakın görmek inanılmazdı! Şarm El Şeyh'te ise Kızıl Deniz'de şnorkelle yüzdüm; balıklar, mercanlar... Bir doğa belgeselinin içindeydim sanki!
Tower of London'a girince kafamda "kafalar burada kesildi" diye düşündüm ve biraz ürperdim! Ama sonra içindeki mücevherleri görünce gözlerim parladı — kraliyet tacları gerçekmiş! British Museum'da Mısır mumyalarını ve Antik Yunan heykellerini gördüm, tek bir çatı altında dünyanın tüm tarihi vardı sanki. Buckingham Sarayı'nda nöbetçiler hiç gülmüyor diye test ettim ama olmadı. Harry Potter stüdyosunu gezince büyülenmiş gibi hissettim!
Burj Khalifa'nın altında durduğumda boyun geri gittiği gibi gidiyordu! Dünyanın en yüksek binası — 828 metre! Tepe kata çıktık ve bulutların üzeriydik, şehir oyuncak gibi görünüyordu. Çöl safarisi inanılmazdı — kumda 4x4 arabalar, deve binmek, kamp ateşi ve yıldızlı gökyüzü... Çölde yıldızlar şehirden çok daha parlak! Souq'larda baharatların ve altınların kokusu hâlâ burnumdaymış gibi geliyor.
Barcelona'da Sagrada Familia kilisesi dışarıdan da içeriden de inanılmazdı — renkli camlar güneş ışığını kırdığında kilise adeta ışıltılı bir rüyaya dönüşüyordu. Gaudí'nin "bitkilerden esinlendim" demesi mantıklıydı, çünkü her şey çiçek gibi görünüyordu! Park Güell'de mozaik bankta oturup şehrin manzarasına baktım. La Boqueria pazarında fresh meyve suları, Jamon, renkli şekerler... Para harcamamak çok zordu! Barceloneta sahilinde dondurma yemek ise tadı damağımda kaldı.
Akropolis'e çıktığımda Atina'nın üzerinde bir tanrı gibi durmak nasıl olurmuş diye düşündüm! Parthenon, binlerce yıl önce inşa edilmiş ama hâlâ sağlam duruyor — bu beni çok şaşırttı. Yunan mitolojisini çok sevdiğim için orada her şeye farklı bakıyordum: "Zeus burada oturmuş mu?" gibi 😄 Atina Müzesi'nde Antik Yunan heykelleri harika. Adalarda mavi-beyaz evler ve masmavi deniz — bu renk uyumu fotoğraflarda daha da güzel görünüyordu!
Amsterdam'da her yer bisikletliydi — trafikte araba değil bisiklet var! Kanal turu yaptık, dar yüksek evlerin arasından geçerken masalın içinde hissettim. Anne Frank Evi'ni gezdim ve çok duygulandım — o küçük gizli odada iki yıl yaşamak nasıl bir şeydi? Tarihe duyduğum ilgiyle her şeyi okuyup öğrendim. Van Gogh Müzesi'nde "Yıldızlı Gece" tablosunu gördüm ve neden bu kadar ünlü olduğunu anladım! Çiçek pazarında lale soğanları aldık — dünyanın en güzel çiçeği laledir diyorum artık.
Kıbrıs'ın denizleri çok temiz ve masmaviydi — suya girince altımı görebiliyordum! Girne kalesi tarihi bir hazineydi, orada kayalıkların üzerindeki şatoyu gördüğümde içim sıcacık oldu. Baf'ta Venüs'ün doğduğu kaya denilen Afrodit Kayası'nı ziyaret ettik — Yunan mitolojisine olan aşkım burada da devreye girdi tabii! Kıbrıs yemekleri de muhteşemdi — hellim peyniri ve mezeler beni çok etkiledi. Küçük ama mükemmel bir ada!
Gittiğim her yerde müzeler, kaleler, antik yapılar — tarihi mekânlara dalmak benim için en büyük zevk. Dünya tarihi bilgimle büyüklerimi bile şaşırtıyorum!
Her ülkenin mutfağı bir hikaye. Napoli pizzasından Mısır bakliyatlarına, Dubai souk'larından Amsterdam stroopwafel'ine — yeni lezzetler keşfetmeyi çok seviyorum!
Kayak, deniz, hiking — aktif olmayı seviyorum. Alplerde beyaz pistlerden Kızıldeniz'in mercan dünyasına kadar her macera beni heyecanlandırıyor!
Kendi ülkemizde de keşfedilecek o kadar çok yer var ki! İşte gezdiğim şehirler...
Tarihi yarımada, Ayasofya, Topkapı, Boğaz, Kapalıçarşı
Antik Efes Harabeleri, Selçuk Müzesi, Kordon
Peri bacaları, yeraltı şehirleri, balon turu
Anıtkabir, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Bodrum, Marmaris, Antalya, antik kıyılar
Taş evler, Mezopotamya tarihi, yerel mutfak